
8. Gün
Kırılganlık Alışkanlıklar neden ölür? Alışkanlıklar narin ipliklerle dokunur hayatımıza. Alışkanlıklar ve disiplin, çoğu zaman sağlam
Kırılma noktası
Bugün, “yazmak” denen eyleme değil, ”başlamak” denen o dipsiz kuyuya atladım.
Çünkü biliyorum: Disiplin, romantize edildiği gibi parlak bir zırh değil. Daha çok, her sabah yeniden örülen kumdan bir kale.
Hayatımızdaki büyük değişimlerin çoğu, küçücük bir alışkanlığın tohumuyla başlar. Ben de bugün böyle bir tohum ekiyorum. Bir insanın hayatı, küçük seçimlerin toplamıdır. Her gün farkında olmadan yaptığımız şeyler, aslında kim olduğumuzu belirler. Bizi biz yapan şey büyük kararlar değil, o kararların gölgesinde şekillenen alışkanlıklardır. Küçük ama düzenli eylemler, tıpkı bir tohumun ağaca dönüşmesi gibi, büyük değişimlere yol açar.
[Bir itiraf:(şu an anlıyorum ki serüven boyunca bu küçük itirafları sürekli yapacağım aslında benim okura geçirmek istediğim itiraf değilde bir nevi anlaşılma ya da samimiyet kurma kaygısı neyse ileride daha iyi anlayabileceğimi düşünerek konudan sapmamak adına şimdilik kapatıyorum bu meseleyi belkide bir daha açmama bile gerek kalmıcak )İTİRAF: Bu projeye başlamadan önceki son gece, 3 kez alarmı kurup sildim. “Yapamazsam?” diye düşündüm. Sonra fark ettim ki asıl korkum, **”yaparsam”**dı. Çünkü başlamak, bitirmekle yükümlü hissettirir.
Aynı gece yaparsam adlı korkumdan sonra bu seferde hangi konu ile başlasam kaygısı misafir etti beni sonra ziyaretin kısası makbuldür diyip uyudum.Sabah 3. Alarmda kalkınca akışın ne kadarda güzel bir şey olduğunu anladım çünkü 365 günlük serüven başlatacağım en mantıklı ve en güzel fikir 3. Alarma kalkmam sayesinde geldi sonuçta bir disiplin ve bir alışkanlıktı bu onun için burayı okuyan sen Akışta Kal…
Bugün burada, bir alışkanlık yaratmanın ilk adımını atıyorum. 365 gün boyunca yazmak. Büyük bir meydan okuma gibi görünebilir ama aslında bu, küçük bir adımı tekrar tekrar atmaktan ibaret.
Bir Alışkanlık Nasıl Başlar?
Alışkanlıkların başlangıcı aslında bir fikirle, bir niyetle atılan minik bir adımla başlar. Hepimiz bir şeyleri değiştirmek isteriz. Daha sağlıklı olmak, daha başarılı olmak, daha disiplinli olmak… Ama genellikle en büyük hatamız, değişimi bir anda, kökten gerçekleştirmek istememizdir. Oysa değişim, büyük adımlarla değil, küçük ve sürekli hareketlerle gelir. Belki çok basit bir eylemdir bu: sabahları bir bardak su içmek, günde on sayfa kitap okumak ya da bugün olduğu gibi sayfanın başına geçip düşüncelerimi yazmak. İlk adım belki hızlı ve kararlı atılır, belki de tedirgin ve yavaş. Ama önemli olan, o adımı atmaktır. Tıpkı bir su damlasının, akmak için kayayı seçmesi belki su sürekli aynı yere damlar kayayı zamanla oyar ama sürekli o küçük adımı atar belkide su yolunu bulur yol boyunca kayayı aşındırır Ama belkide yolun sonunda bir su birikintisine akıyordur bu akış sürüp gider.
Bir alışkanlık tam olarak ne zaman kök salar? Kimi der ki 21 gün tekrar ederseniz artık alışkanlık olmuştur. Bu popüler inanış bir yana, aslında her alışkanlığın doğuşu farklıdır. Bazen tek bir an yeter; bazen de alışkanlık, ancak defalarca tekrarın sonunda, bir sabah kendini doğalca yaparken bulduğunda köklenmiştir. Örneğin, ilk defa koşuya çıktığın gün belki alışkanlık değil, sadece yeni bir deneyimdi; ama onuncu, yirminci koşuda artık hayatının rutini olmaya başlar. Burada düşünülmesi gereken şu: bir alışkanlık sadece arka arkaya yapılan eylemler bütünü değildir; aynı zamanda zihnimizde filizlenen bir inancı da beraberinde getirir. İlk kez bir şeyi yaparken içimizde belki şöyle bir kıvılcım yanar: “Bunu yapabilir miyim? Belki yapabilirim.” İkinci, üçüncü seferde o kıvılcım büyür: “Galiba oluyor.” İşte alışkanlığı başlatan şey, o kıvılcım ve büyüyen inancın kendisidir. Alışkanlık, tekrar eden davranış kadar o davranışı sürdürmemizi sağlayan anlam ve hisle doğar.
Disiplin Dedikleri Şey…
Aslında ne?
Oysa benim inandığım şu: Disiplin, alışkanlığın utangaç kuzenidir. Bugün zorla yaptığın, yarın otomatikleşir. Peki ya ertesi gün? Disiplin, bir yetenek değildir. Doğuştan gelen bir özellik de değildir. Disiplin, verdiğimiz bir sözdür. Kendimize karşı verdiğimiz, dışarıdan görünmeyen ama en önemli söz. Ve o söz, her gün bir kez yenilenir: Bugün de yapacağım.
*Disiplin, can yaksa da yapılması gerekeni yapmaktır; ürün yelpazesinde yapılması gerekenin zahmetsizleşmesidir.
* Alışkanlığın zincirleri, kırılacak kadar ağırlaşana dek fark edilmeyecek kadar hafiftir; Disiplin ise, zincirler zayıfken onları hissedebilmektir.
*Alışkanlığın konforu aldatıcı bir huzurdur; Disiplinin hastalığı ise özgürlüğün ta kendisidir.
Şimdi size soruyorum?
Sizce disiplin mi alışkanlıkları yaratır yoksa alışkanlıklar mı disiplini? (bu soruyu yarına kadar bir düşünün kopya çekmek serbest zaten istediğimde bu)
Öncelikle bir konuyu açıklığa kavuşturmak istiyorum:bir yada 2 konu üzerinden uzun uzadıya 365 gün bile gidebilirim ama bu sizi sıkar beni de tıkar iki tarafta da sancıya sebeb olmamak adına alt başlıklarına kısa kısa değineceğim.Ayrıca bu süreç bir bakıma interaktif gibi olacağı için bazen kopmalar yaşanabilir…Yalemi ilk kez suya değdirdim…
Yarın Neler Var?
Belki bu sorunun cevabını arayacağım. Belki de “aşk” denen o kaotik duygunun disiplinle ilişkisini kurcalayacağım. Ama şimdilik, şunu bilin:
Bu satırları yazdığım an, saat tam 14.33. Ve ben, kumdan kalemi ilk kez suya değdirdim…
Kırılganlık Alışkanlıklar neden ölür? Alışkanlıklar narin ipliklerle dokunur hayatımıza. Alışkanlıklar ve disiplin, çoğu zaman sağlam
test test test test test test test test test test test test test test test
test test test test test test test test test test test test test test test